![]()
|
|
Atatürk Köşesi
Atatürkün Eğitime Verdiği Önem
Atatürk, eğitim ve Öğretim işlerini, her şeyin üstünde tutmuş ve Milli Eğitim
Bakanı olmak istediğini söylemek gereğini duymuştur. Atatürk'e göre, Osmanlı
Devletinin çöküşünde en önemli neden, millî eğitim eksikliği idi. Bu nedenle
yeni devlet, eğitime önem vermeliydi. Eğitimin, millet hayatındaki önemini
Atatürk, şöyle belirtiyordu: "Eğitimdir ki, bir milleti ya Özgür, bağımsız,
şanlı, yüksek bir toplum olarak yaşatır ya da milleti esarete ve sefalete
sürükler."
Mustafa Kemal, eğitim alanında ulusumuzun çağ atlamasını, atılım yapmasını
gerçekleştiren büyük bir insandır. Mustafa Kemal'in eğitim konusuna verdiği önem
ve bu konuda ileri sürdüğü görüşler göz önünde bulundurulduğu zaman, bu konuya
adeta bir eğitim uzmanı gibi eğildiği, bu konunun tğm yönleriyle çok yakından
ilgilendiği, arkadaşlarına Millî Eğitimin önemini anlatabilmek için her fırsatı
çok iyi değerlendirdiği, Millî Eğitimde gözönüne alınması gerekli amaç ve
ilkeleri açıkladığı görülebilir. Mustafa Kemal eğitim alanındaki çağdaşlaşmanın
önderidir.
Mustafa Kemal'e göre, Türk Millî Mücadelesi, sadece askerî anlamda, düşmanı
vatan topraklarından kovmayı hedefleyen bir hareket değildi. Askerî alanda elde
edilecek zafer, ulusal kurtuluşun ilk şartıydı. Ancak bu zaferden sonra
yapılacak bütün işler, bağımsızlık mücadelesi kadar önem arz ediyordu. Savaş
devam ederken bile, Mustafa Kemal Atatürk, savaş sonrasında yapılacak işlere
hazırlanıyor, bu arada Millî Eğitim konusunda da düşünüyordu.
Kurtuluş Savaşının en zor günlerinde, düşman ordularının kesin sonuca ulaşmak
hedefiyle baskılarını arttırdıkları, Türk ordusunun Sakarya'ya kadar çekilmesine
sebep olan Kütahya-Eskişehir savaşımım tehlikeli şekilde geliştiği zamanlarda
bile 16 Temmuz 1921 tarihinde, Ankara'da "Millî Eğitim Kongresi" (Maarif
Kongresi) toplanmıştır. Mustafa Kemal, cephedeki ağır şartlara rağmen, bu
Kongrenin ileri bir tarihe atılmasını kabul etmemiş ve bu kongrenin ilk
konuşmasını bizzat kendisi yapmıştır.
Kongrenin bu konuşmasında, -süren savaşa ve tüm maddî imkânların yetersiz
olmasına rağmen- "millî" ve "çağdaş" bir eğitimin başlamasını, yapılacak
eylemlerin güzel bir programla yapılmasını istemiştir.
Bu konuşmasında:
"Yüzyıllarca süren derin idarî ihmallerin devlet bünyesinde açtığı yaraları
iyileştirme yolunda harcanacak çabaların en büyüğünü, hiç şüphesiz, irfan (bilgi
ve kültür) yolunda kullanmalıyız." diyen Atatürk, acı bir gerçeğe parmak basar:
"Şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin, milletimizin gerileme
tarihinde, en önemli etken olduğu kanısındayım."
Ayrıntıları eğitim uzmanlarına bırakmak istediğini belirterek, bazı genel
ilkelere değinen Atatürk, eski devrin hurafelerinden, boş inançlarından, Doğudan
ve Batıdan gelebilecek zararlı etkilerden uzak, millî karakterimize ve
tarihimize uygun bir kültüre muhtaç olduğumuzu vurgular. "Gelecekteki
kurtuluşumuzun büyük önderleri" olarak selâmladığı öğretmenlere duyduğu derin
saygıyı dile getirir. Çevresine inanç aşılar:
"Silahıyla olduğu gibi, dimağıyla da mücadele zorunda olan milletimizin,
birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur"
demiştir.
Mustafa Kemal'in, seneler sonra, "Cumhurbaşkanı olmasaydınız, ne olmayı arzu
ederdiniz?" sorusuna, "Millî Eğitim Bakanlığı yaparak eğitim davasına hizmet
etmek isterdim." şeklinde cevap vermesi dahi, eğitimi ulus hayatında ne kadar
önemli bir faktör olarak algıladığının işaretidir.
I. Dünya Savaşının galibi olan İtilaf devletlerinin piyonu olarak topraklarımıza
saldıran Yunanlara karşı elde ettiği zaferle, Mustafa Kemal Paşa, sadece
Türklüğün değil, tüm islâm dünyasının, bütün ezilen ulusların kahramanı ve
önderi olmuştu. Ancak, Mustafa Kemal, bir an bile zafer sarhoşluğuna düşmedi.
Çok iyi biliyordu ki -eğitim, kültür ve iktisat zaferleri ile tamamlanmazsa-
askeri başarı yalnız başına ulusal kurtuluşu sağlamaya yeterli olmayacaktır.
Düşman ordularının İzmir'de denize dökülüşünden bir buçuk ay sonra, Bursa'da,
Mustafa Kemal'i ziyarete gelen İstanbul'da görev yapan öğretmenlere söylediği şu
sözler, Mustafa Kemal'in, eğitim konusunda ne kadar titiz ve kararlı olduğunu
gösterir:
"Bizim bugün ulaştığımız nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Kurtuluş
halktaki hastalığı ortaya çıkarmak ve tedavi etmekle elde edilir. Hastalığın
tedavisi bilim ve fenin gösterdiği yolla olursa hastalık tedavi edilmiş
demektir. Yoksa hastalık müzminleşir ve tedavisi imkansız bir hal alır."
Orduların yönetiminde nasıl ki bilim ve fen rehber alınarak zafere ulaşılmış
ise, "ulusumuzu yetiştirmek için kaynaklık eden okullarımızın ve
üniversitelerimizin kuruluşunda da" bilim ve fenin rehber olacağını anlatan
Mustafa Kemal, her fırsatta öğretmenlere şunları diyordu:
"Ordularımızın elde ettiği zafer, sizlerin ve sizlerin ordusunun zaferi için
sadece zemin oluşturdu... Asıl zaferi siz kazanacak, siz devam ettireceksiniz ve
mutlaka başarıya ulaşacaksınız".

